Her milletin tarihinde maddî ve manevî kahramanları vardır. Bazan insanlar geçmişleri ile iftihar etmek için uydururlar bu kahramanları. Bazan da var olan kahramanları mübalağalarla büyütürler. Bunların yanında gerçek çehreleri gün yüzüne çıkmamış veya eksik ve yanlış çıkmış olanları da mevcuttur. İşte eksik ve yanlış tanıtılan maddî ve manevî kahramanları gerçek çehreleri ile ortaya çıkarmak, tarihî bir vazife olsa gerektir.
İmanla küfrün mücadelesi tarih boyunca devam etmiştir. Zaten insanları yücelten de bu mücadelede verdikleri kahramanlık destanlarıdır. İşte burada inceleyeceğimiz olay da, tarihte eşine rastlanmamış bir kahramanlık destanıdır. Ancak bu, sıradan bir kahramanlık destanı olmayıp, tarih boyunca insanların zihinlerini meşgul etmiş soruların Kur'an tarafından bir kahve içme rahatlığı içinde hallediliş destanıdır. Eshâb-ı Kehf gibi tarihî-gaybî bir soru ile Hz. Peygamber'e galebe etmeye kalkışanlara karşı, verilen tarihî bir cevabın ve küfür karşısında ilimle verilen bir mücadelenin destanıdır. Genç yiğitlerin, bâtıl karşısında hakkı haykırışlarının destanıdır. İki ilahî dinin tarihî kesişme noktalarının ender yerlerinden birini teşkil eden bir "mukaddes belde" destanıdır.
Ayrıca Eshâb-ı Kehf in isimleri halkımız arasında kutsal isimler olarak bilinmektedir. Her ne kadar isimleri Kur'an'da zikredilmese dahi, hikaye ve sayılarından uzun uzadıya bahsedilmektedir. Ayrıca o gençlerin birer iman abidesi, faziletli, küfre karşı boyun eğmeyen kimseler olduğu bilinmektedir. Bu nedenle bu faziletli kulların isimlerinin ezbere bilinmesinin faziletine inanılmaktadır. En azından dine saygı ve hürmetin ifadesi kabul edilmektedir. Ayrıca halk arasında bu gençlerin isimlerini ezbere bilenleri köpek ısırmayacağı, bu isimler yazılı bir kağıt halinde yangına atılırsa yangının söneceği, isimler yazılı kağıt ağlayan bebeğin yastığının altına konulursa ağlamasının duracağı, doğumda sancı çeken kadının uyluğuna isim yazılı kağıt bağlanırsa doğumun ağrısız olacağı gibi inançlar vardır. (1)
İki ilahi dinin yani Hristiyanlık ve İslâmiyetin bu konuya vermiş oldukları önem açısından konuyu hristiyanlıkta ve İslâm'da Eshâb-ı Kehf diye ikiye ayırarak incelemek daha yararlı olacaktır.
(1) Konyalı, Mehmed Vehbi, Hulâsat'ül-Beyân Fî Tefsîr'il-Kur'an, C. IX, İstanbul 1343, sh. 145.