| ÜÇÜNCÜLERİN İDDİALARI VE CEVAPLARIMIZ... |
Eshâb-ı Kehf'in Afşin'de olduğunu tefsirlere dayandırmak isteyen ve tefsirdeki izahların ilmî bir metodla tetkik edilememesinden dolayı, konuyu detaylı bir şekilde değerlendiremeyenlerin iddiasıdır. Bunların başında Prof. Dr. Faruk Sümer hocamız gelmektedir. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından neşr edilen "Eshâb-ı Kehf (Yedi Uyurlar)" adlı kitabı baştan sona kadar tetkik ettik. Hocamız bu eserinde, kendi iddiasına göre, Eshâb-ı Kehf'in yerini tefsirlere veya kaynak eserlere dayandırarak, Afşin'de olduğunu isbat etmektedir. Bu kaynakların karşılaştırmasını ve ciddi bir ilmî tahlilini yaptığımızda, bir çok hatanın ve yanlış anlamanın yapıldığını görüyoruz. Ayrıca Eshâb-ı Kehf'in yeri hususunda hangi ayetin tefsirine bakılacağı hususunda bir hayli hata yapılmış olduğuna şahid oluyoruz. Önemle ifade edelim ki, tefsirler, eshâb-ı kehfin hâdisesini anlatırken, bu hâdisenin Efsus'da geçtiğini genelde ifade etmektedirler. Halbuki 19. âyette geçen "ma'lûm şehir" ifadesini açıklarken ise, Efsus şehrinden kasdın Tarsus olduğunu kahir bir ekseriyetle beyân eylemektedirler. Bu iki izahı, birbirinden ayrı değerlendirmek mümkün değildir. Hatanın temeli burada yatmaktadır. Daha evvel bu nakilleri önemli ölçüde aktardığımız için, burada tekrar etmeyeceğiz. Şimdi biz bunlarda önemli gördüğümüz bazılarının karşılaştırmasını ve tahlilini yapacağız.
Eshâb-ı Kehf'in mağarasının Afşin'de olduğunu isbatlamaya çalışan bir müellif, burada İbni Kesir'in "mağara arkadaşlarının şehrinin, Efsûs olduğunu açıkça yazar" demektedir. (7) Biz burada açık bir ifade değil remiz bile göremedik. Tefsir'ul-Meraği sahibi Ahmed Mustafa da aynı görüşleri naklettikten sonra "bizim bunu bilmemizde dini bir fayda olsaydı, muhakkak Allah onu bize bildirirdi" demektedir. (8) Ancak burada İbn-i Kesir'in tarihçiliğini ortaya koyduğu El-Bidaye ven-Nihaye isimli eserindeki görüşüne de yer vermek gerekir. Her ne kadar İbni Kesir'e atıfta bulunanlar bu görüşü tefsirinde serdettiğini belirtseler bile, yukarıda da ifade ettiğimiz gibi, tefsirinde kesinlikle açık bir ifade yoktur. Gerçi İbn-i Kesir sonuncu eserinde de, Eshâb-ı Kehf'in yeri hakkında kesin bir görüş belirtmekten kaçınmıştır. Bununla birlikte "bu şehrin Defsus olduğu söylenir" şeklinde bir ifadeye yer vermiştir. (9) Eshâb-ı Kehf in mağarasının Afşin'de olduğuna dair en kuvvetli delil budur. Görüldüğü üzere, bu da kuvvetli bir delil olmayıp sadece bir rivayetten ibarettir.
Daha önce anlattığımız gibi, Kur'an-ı Kerîm'deki kıssalarla ilgili bölümlerde bazı müfessirler oldukça fazla malumata sahip olduklarından, hikâye ile ilgili ne duymuşlarsa tefsirlerine kaydetmişler. İşte bu hikâyelere bakarak, ayetlerin tefsiri kısmına hiç bakmadan hüküm vermek (12) , çok defa insanı yanıltır. İşte Faruk Sümer Hoca da, Mehmed Ayintabî'nin Tefsir-i Tibyan'ınm Eshâb-ı Kehf ile alakalı ayetlerin tefsirine girmeden anlattığı hikâyeye bakarak hemen hükmünü vermiştir. Halbuki sayın Sümer Hoca, hikâyeden sonra üç sahife daha okusaydı, ilgili ayetin tefsirinde bu şehrin Tarsus olduğunu açıkça görecekti. Aynı zamanda Tefsir-i Tibyan kendi görüşünü destekliyor zannıyla fotokofisini de kitabına almıştır. Fotokopisini kitabına aldığı Tibyân Tefsirinde Efsus'dan kasdın Tarsus olduğu açıkça belirtilmektedir. Şimdi Tefsir-i Tibyan'daki ilgili ayetin tefsirini aynen veriyoruz (13) : "İmdi birinizi işbu nafakamız içün i'dâd olunan dirhemle şehre gönderin (anın ismi el-an Tarsus'dur zaman-ı cahiliyette Efsus idi)". (14) Burada gayet açık bir şekilde şehrin isminin Tarsus olduğunu belirtmiştir. Ayetlerin tefsirine girmeden önceki hikâyede Efsus demesi ve herhangi bir açıklama yapmaması, Efsus isminin Tarsus'un eski ismi olduğunun herkes tarafından bilinmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Hem Sümer Hoca'nın vermiş olduğu Tibyan Tefsiri'nin hamişindeki, Ferruh İsmail Efendi'ye ait olan Mevâkib Tefsiri'nde de bu durum gayet açık bir tarzda belirtilmiştir: "Bu dirhemle birinizi şu medineye (yani Efsus'a şimdi ismi Tarsus'dur) gönderün baksun..". (15) Görüldüğü gibi Efsus, Tarsus'un eski isimlerinden biridir.
Bilindiği gibi Salnameler, Osmanlı Devleti'nde Tanzimat'tan itibaren 1282/1865'den sonra basılmaya başlamıştır. Haleb Vilayet Salnamesinin ilki ise 1284/1867'de basılmıştır. (21) Ancak, biz Haleb Salnamesinin ikinci baskısına yani 1285/1868 tarihli olanına ulaşabildik. 1285/1868 tarihinde Adana, Tarsus, Maraş ve Elbistan Haleb vilayetine bağlı idiler. Adana ve Maraş sancak merkezi; Tarsus ve Elbistan kaza merkezi idiler. 1285 tarihli Haleb Salnamesinde Tarsus ve Elbistan kazalarından tafsilatlı olarak bahsedilmektedir. İlk önce Elbistan kazası ile ilgili bölümü ve daha sonra da Tarsus ile ilgili bölümü aynen transkribe edip vereceğiz. En sonunda da her ikisinin değerlendirmesini vereceğiz. Elbistan Kazası ile ilgili şunlar söylenmektedir: "Kaza-i mezkûra (Elbistan) tâbi Efsus nahiyesinde Eshâb-ı Kehf -Radiyallahu anhum- hazarâtının makam-ı âlileriyle Evliya-ı kiramdan Dede Baba ve Elbistan'da Himmet baba -kuddise sırruhumâ- hazarâtının merâkid-i mübarekleri vardır." (22) "Nefs-i Tarsus'da enbiyâ-i izamdan Şit ve Daniyal ve Lokman ve Hızır -aleyhimüsselam- hazarâtının makâmât-ı aliyyeleriyle müezzin-i hazret-i risâlet-penâhi Bilâl-i Habeşî (r.a)'ın türbe-i mübârekeleri ve Tarsus civarında Eshâb-ı Kehf ile evliyâ-i kiramdan Kasım Dede ve Abdulkadîm -kuddise sırruhuma-nın merâkid-i şerif eleri vardır." (23) Burada şunu hemen belirtelim ki, sonraki açıklamalar daha kolay anlaşılabilsin. Yukarıdaki transkribede iki önemli tabir vardır: Birincisi: Makam: mevki, yer ve ayağının bastığı yer anlamlarına gelir. İkincisi ise: Merkad, çoğulu merâkid: Yatıp uyuyacak yer, mezar, kabir anlamına gelir. Yasin suresinde de aynen bu manada kullanılmıştır. "Eyvah başımıza gelenlere! Bizi kim kaldırdı uyudğumuz yerden?". (24) Görüldüğü gibi bu ayetteki merkad kelimesi uyunulan yer anlamında kullanılmıştır. Şimdi sadece konumuz olan Eshâb-ı Kehf üzerinde duracağız. Aynı Salnamede, Efsus nahiyesinde Eshâb-ı Kehf in makamının olduğunu, Tarsus'da ise merkadi (mezarı, kabri) bulunduğunu gayet açık bir tarzda belirtmiştir. Eğer her ikisinde de merkadi olarak bahsetseydi, büyük bir çelişki meydana gelirdi. Birinde makam diğerinde merkad demekle Eshâb-ı Kehf in mezarlarının Tarsus'da olduğunu gayet açık bir tarzda belirtiyor. Faruk Sümer hocamızın 1302 tarihli Haleb Salnamesinden yapmış olduğu alıntıda da, yine Eshâb-ı Kehf in makamı denmektedir. (25) Halbuki o tarihlerde Adana Haleb vilayetinden ayrılarak müstakil bir vilayet olmuştur. Tarsus ise, Adana vilayetine bağlı bir kaza merkezidir. İşte o tarihli Adana Salnamelerinde de Eshâb-ı Kehf in mağarasının Tarsus'da olduğu kaydedilmektedir. (26)
(1) Sümer, Ashab-ı Kehf, 11. |